GGRPGGRP
Portal MENU
Ana SayfaKarakterlerEkipYayıncılarSSSKurallarCezalarBaşvuruSosyalMedyaWiki↗Discord↗Donate
← Karakterlere dön
Karakter Hikâyesi

Alfredo Beliore, 15 Ocak 1999 tarihinde İtalya’nın Roma şehrinde, orta halli fakat birbirine oldukça bağlı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailenin ilk evladı olması sebebiyle çocukluğunun ilk yıllarında anne ve babasının ilgisi büyük ölçüde onun üzerindeydi. Küçük yaşlardan itibaren hareketli, meraklı ve özellikle araçlara karşı belirgin bir ilgi gösteren Alfredo, henüz üç yaşlarındayken oyuncak arabalarla ve küçük yarış pistleriyle saatler geçirmeye başlamıştı. Oyuncaklarını yan yana diziyor, kendince yarışlar düzenliyor, pistler kuruyor ve çoğu zaman aynı arabayı defalarca farklı biçimde sürerek vakit geçiriyordu. Bu ilgi babasının dikkatinden kaçmadı. Başlangıçta bunun sıradan bir çocuk merakı olduğunu düşünse de zamanla Alfredo’nun arabaları yalnızca sevmediğini, onlarla kurduğu ilişkinin biraz daha farklı olduğunu fark etti ve birkaç yıl sonra onu çocuklara uygun karting pistlerine götürmeye başladı. Alfredo direksiyon başına geçtiği ilk dönemlerden itibaren yaşıtlarından farklı davranıyordu; yalnızca hızlı gitmeye çalışmıyor, virajları ezberliyor, yaptığı hataları anlamaya uğraşıyor ve pistten indikten sonra tekrar sürmek istiyordu. Babası da oğlunun bu isteğini gördükçe ona daha fazla destek vermeye başladı. Karting kısa süre içinde eğlenceli bir hafta sonu aktivitesi olmaktan çıkıp Alfredo’nun hayatının önemli bir parçasına dönüştü. Babası ona yalnızca maddi anlamda destek olmuyor, yarışlara bakışını da şekillendiriyordu. Kazandığı zaman fazla gururlanmamasını, kaybettiğinde ise bunun nedenini anlamasını öğretiyor, her yarışın ardından onunla oturup neleri doğru, neleri yanlış yaptığını konuşuyordu. Alfredo zaman zaman bu konuşmalarda duyduklarını küçük kağıtlara yazıyor, özellikle yaptığı hataları unutmamak için birkaç kelimelik notlar alıyordu. O yıllarda bunun üzerinde fazla durmuyordu fakat ileride yanından ayırmayacağı siyah kaplı defterin temelinde de aslında bu alışkanlık yatacaktı.

On bir yaşına geldiğinde katıldığı ciddi junior karting organizasyonlarından birinde on beş yarışçı arasından ikinci olmayı başardı. Bu sonuç onun için büyük bir başarıydı fakat podyumda dururken hissettiği şey yalnızca sevinç değildi. Birinci olabileceğini düşünmüş, ikinci sırada bitirmenin verdiği mutluluk kadar kaçırdığı birinciliğin yarattığı hırsı da hissetmişti. Bundan sonraki iki yıl boyunca antrenmanlarını sıklaştırdı ve on üç yaşına geldiğinde sponsorların ve çeşitli yarış kurumlarının temsilcilerinin takip ettiği daha ciddi bir organizasyona katıldı. Yarışa uzun süre hazırlandı ve sonunda birinci olmayı başararak kendisini profesyonel yarış çevresine ilk kez gerçekten göstermiş oldu. Bu zaferden sonra sponsor teklifleri ve farklı yarış organizasyonlarından davetler almaya başlamış, yıllardır ailesiyle birlikte kurduğu hayalin gerçek olabileceğine ilk defa ciddi biçimde inanmaya başlamıştı. Ancak tam da hayatlarının en umutlu döneminde annesine kanser teşhisi konuldu. Alfredo bu haberden sonra uzun süre yarışlara odaklanmakta zorlandı. Antrenmanları aksıyor, pistte konsantrasyonu düşüyor ve ailesi bu durumdayken kendi kariyeriyle ilgilenmek ona yanlış geliyordu. Annesi onun bu değişimini fark ettiğinde Alfredo’yla uzun bir konuşma yaptı ve kendisi yüzünden yarışlardan uzaklaşmasını istemediğini, aksine oğlunun ilerlediğini görmenin ona güç verdiğini söyledi. Alfredo annesinin sözlerinden sonra kariyerine yeniden döndü ve babasının desteğiyle birkaç yıl içerisinde kartingden çıkarak Formula 3 seviyesine kadar yükseldi. F3 onun için bambaşka bir dünyaydı; daha güçlü araçlar, daha sert rekabet ve çok daha küçük hataların bile büyük sonuçlara dönüşebildiği yarışlar artık günlük hayatının bir parçasıydı. Buna rağmen kısa sürede adapte olmuş, yarışların önemli bir bölümünde podyum mücadelesi vermeye başlamış ve istikrarlı performansıyla çevresindeki takımların dikkatini çekmişti.

Alfredo bu yıllarda yalnızca hızlı bir sürücü olarak değil, aracın davranışlarını anlamaya çalışan ve teknik ekiple iletişim konusunda güçlü bir pilot olarak da öne çıkıyordu. Test günlerinin ardından mühendislerin yanında gereğinden fazla vakit geçiriyor, telemetri ekranlarında kendisine gösterilen verileri anlamaya çalışıyor, aracın belirli bir virajda neden dengesizleştiğini yalnızca hissiyatla açıklamak yerine sebebini öğrenmek istiyordu. Bazen mühendislerin yaptığı açıklamaları kendi cümleleriyle küçük notlara çeviriyor, bir sonraki testte aynı değişikliğin gerçekten aynı sonucu verip vermediğine dikkat ediyordu. Alfredo hiçbir zaman teknik ekibin yerini aldığını düşünmedi; fakat araçla ilgili konuşulanları anlamak ona güven veriyordu. Direksiyon başında hissettiği şeyle garajda anlatılan şey arasında bağlantı kurdukça sürüşünün de geliştiğini görüyordu.

Bu yükseliş sonunda onu Formula 1 seviyesinin kapısına kadar getirdi. Geçmiş sonuçları ve gelişimi birçok takımın dikkatini çekerken Alfredo için en önemli fırsatlardan biri Lotus Italy tarafından geldi. İtalya merkezli yapısı ve genç sürücülere verdiği alan nedeniyle Lotus Italy’nin teklifi Alfredo için ayrıca anlam taşıyordu ve bunu fazla düşünmeden kabul etti. Haberi ailesine verdiğinde annesi hastalığına rağmen büyük bir mutluluk yaşamış, babası ise çocukken oyuncak arabalarla başlayan bu yolculuğun geldiği noktayı gururla izlemişti. Alfredo önündeki yarış ve değerlendirme süreci için aylar boyunca yoğun biçimde çalışırken annesinin sağlık durumunun düşündüğünden çok daha kötüleştiğinden habersizdi. Ailesi onun dikkatini dağıtmamak için bu gerçeği mümkün olduğunca sakladı, ancak annesi yarıştan yalnızca bir gün önce hayatını kaybetti. Babası oğlunun yıllardır beklediği yarışa çıkmadan önce psikolojik olarak yıkılmasını istemediği için bunu gizlemeye çalışsa da yarış günü Alfredo onun tavırlarından bir şeylerin ters gittiğini anladı ve ısrarlarının ardından gerçeği öğrendi. Annesinin ölüm haberini hayatının en önemli yarışlarından birine çıkmadan hemen önce almıştı. Yarıştan çekilmeyi düşündüğünde babası onu durdurdu ve annesinin onun burada olmasını istediğini hatırlatarak “Bu yarışı annen için kazanacaksın.” dedi. Alfredo piste çıktı fakat zihni dağınıktı ve yarışın ilk bölümünde büyük zaman kaybederek gerilere düştü. Sonraki turlarda toparlanarak yeniden yarışa döndü, rakiplerini birer birer geçip ikinci sıraya kadar yükseldi ve liderle uzun süren sert bir mücadeleye girdi. Alfredo bir viraj çıkışında sollama fırsatı yakaladığında öndeki sürücü pozisyonunu korumak için gereğinden agresif davrandı ve iki araç temas etti. Meydana gelen büyük kazada Alfredo’nun aracının ön bölümünden kopan parçalardan biri vizörünü yararak göz bölgesine ağır biçimde isabet etti. Alfredo bilincini kaybederek hastaneye kaldırılırken tribünlerde kazayı birebir gören babası da eşini bir gün önce kaybetmenin acısıyla birleşen şokun ardından kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti.

Alfredo hastanede kendisine geldiğinde yalnızca yirmi dört saat içerisinde hem annesini hem de babasını kaybettiğini öğrenmişti. Bunun üzerine gözündeki hasarın kalıcı olduğu da açıklandı. Yaralanan gözündeki görme tamamen kaybolmuştu ve doktorların değerlendirmesine göre profesyonel yarışlara geri dönmesi mümkün değildi. Alfredo’nun fiziksel olarak araç kullanabilmesi ile profesyonel seviyede güvenli biçimde yarışabilmesi aynı şey değildi; tek gözle oluşan görüş alanı ve derinlik algısı kaybı, yüksek hızlarda artık kabul edilemeyecek bir riskti. Bu nedenle çocukluğundan beri uğruna yaşadığı kariyeri de ailesiyle birlikte aynı dönemde elinden alınmış oldu. Tedavisinin ardından Roma’ya döndüğünde şehir artık ona eskisi gibi gelmiyordu. Gittiği her yerde ailesini hatırlıyor, eski kupalarına baktığında başarılarından çok kaybettiklerini görüyordu. İnsanlarla konuşmak istemediği günler oluyor, kendisine geçmişini hatırlatacak çevrelerden özellikle uzak duruyordu. Bir süre sonra İtalya’da kalamayacağını düşünerek ailesinden kalan malların büyük bölümünü sattı, kendisine kalan parayı yanında tutarak mümkün olduğunca uzağa gitmeye karar verdi ve yeni hayatını Los Santos’ta kurmaya çalıştı.

Los Santos’a geldiği ilk dönemlerde yarış dünyasından bilinçli şekilde uzak duruyor, geçmişinden mümkün olduğunca bahsetmiyor ve profesyonel kariyerini neredeyse kimseye anlatmıyordu. İnsanlara karşı eskisinden daha mesafeliydi ve özellikle ilk tanıştığı kişilere kolay güvenmiyordu. Ailesinden kalan para başlangıçta ona rahat hareket edebileceği bir alan sağlasa da Alfredo hayatını bu parayı tüketerek geçirmek istemiyordu. Araçlar hâlâ bildiği en iyi şeydi ve yarışlardan kaçmaya çalışsa bile mekanikten tamamen uzak duramıyordu. Önce tanıdığı birkaç garajda ufak işlere yardım etmeye başladı; bakım, tamir, parça değişimi, süspansiyon düzenlemeleri ve zamanla performans modifikasyonları yaparak kendisine bir gelir alanı oluşturdu. İnsanların araçlarını tamir etmesi ona yalnızca para kazandırmıyordu, aynı zamanda otomobiller üzerinde düşünmesi için de alan açıyordu. İş bittikten sonra çoğu zaman garajda biraz daha kalıyor, farklı ayarların araç üzerindeki etkilerini inceliyor veya kendi otomobillerinde küçük denemeler yapıyordu. Bu yüzden Los Santos’ta geçimini sağladığı yerlerle ileride deneylerini yürüttüğü alanlar birbirinden tamamen ayrı olmadı; aynı garaj bazen müşterinin aracının tamir edildiği, bazen de Alfredo’nun gecenin ilerleyen saatlerinde kendi merakının peşinden gittiği bir çalışma yerine dönüşüyordu.

Yarışlara ise uzun süre mesafeli kaldı. Fakat Los Santos geceleri sessiz değildi. Modifiyeli araçların motor sesleri, belirli bölgelerde toplanan otomobiller ve uzak sokaklarda yapılan yarışlar Alfredo’nun yıllardır bastırmaya çalıştığı tarafını yeniden ortaya çıkarmaya başlamıştı. Bir gece birkaç modifiyeli aracın aynı yöne gittiğini fark ederek merakla peşlerine takıldı ve şehrin tenha bölgelerinden birinde düzenlenen yeraltı yarış buluşmasına ulaştı. İlk gece yalnızca izledi. Araçların kalkışlarını, sürücülerin hatalarını ve insanların yarış öncesindeki davranışlarını takip etti. Ertesi hafta tekrar geldi, sonraki hafta yine aynı yerdeydi ve zamanla çevredeki birkaç sürücüyle konuşmaya başladı. Süspansiyon, fren noktaları veya sürüş hatalarıyla ilgili yaptığı yorumların doğru çıkması onun dikkat çekmesine neden oldu. Bir gece sürücülerden biri yarışa gelmeyince boş kalan araçla yarışması teklif edildi. Alfredo başlangıçta reddetse de motor sesi ve direksiyon başında olma düşüncesi yıllardır bastırdığı duyguları yeniden harekete geçirdi. Araca oturdu ve yarışa çıktı. Eksik görüşünün sınırlarını bildiği için eskisi kadar rahat değildi, fakat yılların refleksi ve yarış zekâsı hâlâ yerindeydi. O gece yarışı kazanmayı başardı fakat bu dönüş onun için sürdürülebilir bir profesyonel kariyerin geri dönüşü anlamına gelmiyordu. Birkaç yarıştan sonra kendi sınırlarını daha net görmeye başladı. Tek gözle yarışmak mümkündü, fakat her hızlı virajda ve her yakın mücadelede kaybettiği görüş alanını telafi etmek zorundaydı. Bu yüzden Los Santos’ta bir süre yarışmaya devam etse de direksiyon başındaki varlığı hiçbir zaman geçmişteki kadar merkezî olmadı. Yarışlar ona yeniden hayata dönme hissini vermişti fakat zaman içerisinde onu gerçekten içine çeken şeyin tekrar yarışmak değil, yarış dünyasının kendisi olduğunu fark etmeye başladı.

Bu çevrede bulunduğu süre boyunca mekanikler, parça tedarikçileri, organizatörler ve başka şehirlerden gelen yarışçılarla tanıştı. Los Santos’taki yarış kültürünün tek başına var olmadığını, Liberty City’den Vice City’ye, Avrupa’dan Japonya’ya kadar farklı şehir ve ülkelerde birbirinden kopuk ama benzer şekilde çalışan yarış toplulukları bulunduğunu gördü. Alfredo başlangıçta yalnızca tanıdığı insanları birbirleriyle buluşturuyor, Los Santos’a gelen bir sürücüyü güvenilir bir mekanikle tanıştırıyor veya başka bir şehirde yarış arayan birini doğru kişiye yönlendiriyordu. Bu küçük bağlantılar aylar ve yıllar içinde çoğaldı; insanlar yeni bir şehre gittiklerinde kime güvenebileceklerini ona sormaya, bir yarışçının veya organizatörün geçmişini öğrenmek için Alfredo’ya ulaşmaya başladı. Bağlantılar giderek Midnight Rangers olarak bilinen daha geniş hattın içerisine oturdu. Alfredo bu hattın kurucusu olarak görülmüyordu ve kendisini de hiçbir zaman bu şekilde tanıtmadı. Fakat ağın içerisinde adı bilinen, bağlantıların kesiştiği ve kritik konularda sözüne güvenilen yetkili kişilerden biri haline geldi. Birisinin Los Santos tarafında doğru kişiye ulaşması gerekiyorsa Alfredo’nun adı geçebiliyor, farklı bölgeler arasındaki bir bağlantının güvenilirliği sorgulanıyorsa onun fikri istenebiliyordu. Alfredo bu konumu bazen olduğundan fazla ciddiye alma eğilimi gösteriyor, özellikle güvenmediği birisini hatta dahil etmemek konusunda gereğinden katı davranabiliyordu. İnsanları uzun süre gözlemlemesinin bir nedeni de buydu; bir kez güvenini kaybettiğinde fikrini değiştirmesi kolay olmuyordu.

Bu tarafı onun kusurlarından biriydi. Alfredo iyi bir gözlemciydi fakat her gözleminde haklı değildi. Bazen bir insan hakkında ilk kanaatini zihninde fazla büyütüyor, yeni davranışları o eski düşüncenin içinden değerlendirmeye çalışıyordu. Bazen de teknik bir probleme fazla anlam yükleyip sorunun daha basit bir yerde olduğunu geç fark ediyordu. Kendi yanılgılarını kabullenmesi zaman alıyordu, fakat bir kez yanıldığını kabul ettiğinde eski düşüncesine tutunmamaya çalışıyordu. Siyah kaplı defterin onun için önemli hale gelmesinin sebeplerinden biri de buydu.

İlk zamanlarda yalnızca unutmamak için birkaç kısa not aldığı bu defter, giderek düşüncelerini düzenlediği ve zaman içerisinde kendi algılarını yeniden değerlendirdiği bir yere dönüştü. İnsanlar hakkında tuttuğu notların yanında araçlar, bağlantılar, garaj işleri, deney sonuçları, karşılaştığı problemler ve ileride tekrar dönmek istediği fikirler de yer alıyordu. Bir yarışçının sayfasında sürüş tarzıyla ilgili bir cümle bulunurken hemen altında aylar sonra o kişinin karakteri veya güvenilirliği hakkında başka bir not olabiliyor, aynı sayfanın kenarında kullandığı aracın belirli bir ayarına dair kısa bir teknik gözlem de yer alabiliyordu. Alfredo ilk yazdığı düşünceleri silmeyi sevmezdi. Çünkü deftere geri döndüğünde yalnızca karşısındaki insanın değişimini değil, kendi düşüncesinin nasıl değiştiğini de görmek istiyordu. İlk tanıştığında güvenmediği birisine aylar sonra farklı bakmaya başlamışsa eski notu silmek yerine altına yenisini ekliyordu. Bazen de tam tersi oluyordu. Bir kişiyi ilk başta yetenekli ve düzgün bulurken zaman içerisinde başka davranışlar gördüğünde sayfanın tonu tamamen değişebiliyordu. Eski notların kalması Alfredo’ya kendi yanılgılarını da hatırlatıyordu. Defter bu nedenle onun için bir kayıt listesinden çok zihninin dışarı taşmış haliydi. Nereye giderse gitsin yanında taşıyor, bir yarışta, garajda veya sıradan bir konuşma sırasında dikkatini çeken bir şeyi gerektiğinde kısa birkaç kelimeyle oraya bırakıyordu.

İnsanları bu kadar dikkatli izlemesi zamanla Alfredo’nun yarış dünyasındaki rolünü de değiştirdi. Artık bir yarış başladığında yalnızca kimin kazanacağını düşünmüyor, sürücülerin kararlarını, baskı altında nasıl değiştiklerini ve araçlarıyla ne kadar uyumlu olduklarını inceliyordu. Birinin öndeyken sakin fakat arkasına biri geldiğinde aceleci hale gelmesi, başka birinin düşük güçlü bir araçta son derece hızlıyken daha güçlü bir otomobilde sürekli kontrol kaybetmesi veya yetenekli olduğu halde hatalarını kabul etmediği için gelişememesi Alfredo’nun dikkatini çekiyordu. Aynı anda garajlarda yaptığı işlerden dolayı araçların mekanik tarafını da çok daha yakından tanımaya başlamıştı. Los Santos çevresinde insanlar otomobilleri çoğu zaman beygir gücüyle değerlendirirken Alfredo gerçek yarışın bundan daha karmaşık olduğunu biliyordu. Daha güçlü bir araç gücünü yere aktaramıyorsa bu gücün bir anlamı yoktu. Sert bir tork karakteri bir sürücünün işine yararken diğerini yavaşlatabiliyordu. Vites oranındaki küçük bir değişiklik başka bir otomobili bambaşka hale getirebiliyor, diferansiyel ayarı sürücünün viraj çıkışındaki bütün davranışını değiştirebiliyordu.

Bu merakı nedeniyle garajdaki boş zamanlarında kendi deneylerini daha düzenli yapmaya başladı. Aynı aracı farklı ayarlarla kullanıyor, torkun farklı devirlerde nasıl hissettirdiğini, güç aktarımının ne kadar kullanılabilir olduğunu, vites oranlarının hızlanmaya nasıl yansıdığını ve diferansiyelin aracın karakterini ne kadar değiştirdiğini gözlemliyordu. Bir denemenin işe yaramaması onu rahatsız etmiyordu; tam tersine siyah deftere yazılacak yeni bir bilgi anlamına geliyordu. Kendisini mühendis olarak tanımlamıyordu. Akademik bir çalışma yaptığını da düşünmüyordu. Onun yaptığı şey, yıllarca direksiyon başında hissettiği şeyleri şimdi bilinçli biçimde anlamaya çalışmaktı. Ancak bu alanda da bazen fazla inatçı olabiliyordu. Bir ayarın teoride çalışması gerektiğine inanmışsa birkaç başarısız denemeden sonra bile yeniden deniyor, sonunda problemin kendi varsayımında olduğunu kabullenmek zorunda kalıyordu. Bu hatalar defterde özellikle kalıyordu; Alfredo başarılı denemeler kadar yanlış hesaplarını da silmemeye başladı.

Bu yaklaşım bir süre sonra müşterilerin ve çevresindeki yarışçıların araçlarına da yansıdı. Birisinin otomobilini yalnızca tamir edip teslim etmek yerine, sürücünün kullanım tarzını biliyorsa aracı ona göre şekillendirmeye çalışıyordu. Bazı insanlarda gücü arttırmak yerine kullanılabilir hale getirmek daha büyük fark yaratıyordu. Alfredo’nun mekanik konudaki saygınlığı da buradan doğdu; en yüksek rakamı elde eden kişi olmaya çalışmıyor, araçla sürücünün birbirine daha uygun hale gelmesini önemsiyordu. Ancak bunu yaparken kendi fikrini sürücüye zorla kabul ettirmemeye çalışıyordu. Çünkü geçmişte mühendislerle çalışırken öğrendiği şeylerden biri de sürücünün araçta hissettiği şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğiydi.

Aynı anlayış zamanla insan seçimlerine de yansıdı. Alfredo’nun etrafında oluşan yarışçı çevresi tamamen tesadüfî değildi. O, özellikle potansiyeli yüksek fakat kendisini geliştirmeye açık insanları bilinçli şekilde seçmeye başladı. Yalnızca hızlı sürücü peşinde değildi. Hatta kimi zaman çok hızlı olduğu halde kendi hatasını kabul etmeyen birine hiç ilgi göstermiyor, daha yavaş fakat öğrenmeye açık birini aylar boyunca yakından takip edebiliyordu. Alfredo için ham yetenek değerliydi ama tek başına yeterli değildi. İnsan eleştiri dinleyebilmeli, kaybettiğinde bahane üretmek yerine neyi yanlış yaptığını sorgulayabilmeli ve kendisinden daha iyi birinden öğrenmeyi gurur meselesi haline getirmemeliydi. Böyle sürücüler gördüğünde onları doğrudan yanına çağırmıyor veya büyük vaatlerde bulunmuyordu. Önce izliyordu. Bazen haftalar, bazen aylar boyunca. Farklı rotalarda, iyi ve kötü gecelerde, araçları düzgün çalışırken ve sorun çıkarırken nasıl davrandıklarını görüyordu. Bu uzun gözlem süreci bazı insanlarda Alfredo’nun gereğinden fazla şüpheci olduğu izlenimini yaratıyordu. Aslında bu tamamen haksız bir düşünce değildi. Yaşadığı kayıplardan sonra insanlara güvenmek Alfredo için kolay olmamıştı ve bazen kendisini korumak adına insanları gereğinden uzun süre dışarıda tutabiliyordu.

Birini gerçekten potansiyelli bulduğunda ise yaklaşımı değişiyordu. Küçük yönlendirmeler yapıyor, aracını beraber inceliyor veya onu başka bir sürücüyle aynı ortamda buluşturuyordu. Alfredo’nun eğitimi klasik bir öğretmenlik biçiminde değildi. İnsanlara sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine soru soruyor, hatayı kendilerinin fark etmesini istiyordu. Bir viraj çıkışında araç kaymışsa “daha yavaş gaz ver” demek yerine sürücünün o anda araçta ne hissettiğini soruyor, verdiği cevabı kendi gözlemiyle karşılaştırıyordu. Bazen problem sürücüde, bazen otomobilde, çoğu zaman da ikisinin arasında oluyordu. Birisinin geliştiğini gördüğünde bunu doğrudan övgüye çevirmiyor, genellikle yeni bir problem gösteriyordu. Bu tavır bazı sürücüleri zorlayabiliyordu fakat Alfredo’nun amacı insanların kendisini memnun etmesi değil, kendi sınırlarını görmesiydi.

Bu şekilde seçtiği insanların birbirleriyle de uyum sağlayıp sağlayamayacağını gözlemliyordu. Çünkü Alfredo için iyi yarışçılar toplamak, iyi bir yarış çevresi oluşturmak anlamına gelmiyordu. Birbirinden bağımsız çok hızlı birkaç insan aynı yerde olduğunda ortaya yalnızca rekabet de çıkabilirdi. Onun istediği şey, birbirlerinin gelişimine katkı sağlayabilecek ve gerektiğinde aynı garajda yan yana çalışabilecek insanlardı. Bu nedenle Los Santos’taki bazı saygın yarışçılar zaman içerisinde onun çevresinde daha sık görünmeye başladı. Kimi bir aracın ayarı için geliyordu, kimi bir rota hakkında konuşmak için, kimi de Alfredo’nun kendisini izlemesini istediği için. Aynı insanlar tekrar tekrar aynı yerde bulundukça birbirlerini de tanımaya başladılar. Birinin aracı bozulduğunda diğeri yardım ediyor, birisi yeni bir rota üzerinde çalışırken başka biri ona eşlik ediyor, bir yarış kötü geçtiğinde herkes hemen dağılıp gitmek yerine garajda kalıp yaşananları konuşuyordu. Alfredo çoğu zaman bu konuşmaların merkezine oturmuyor, biraz geride durup insanları dinliyor ve gerektiğinde siyah defterine birkaç satır yazıyordu. Defteri artık çevresindeki insanların da bildiği bir eşya haline gelmişti fakat Alfredo içeriğini göstermiyordu. Çünkü bir insanın kendisi hakkında ne yazıldığını bilmesini istemiyordu; aksi halde davranışın doğal kalmayacağını düşünüyordu.

Bu çevreyi bilinçli biçimde seçmesine rağmen Alfredo yapıyı aceleyle isimlendirmek veya insanlara büyük anlamlar yüklemek istemedi. Midnight Rangers zaten geniş ve global bir bağlantı hattıydı; Los Santos’ta kendi çevresinde oluşan şey ise daha yakın, daha çok birlikte çalışan ve doğrudan gelişimine dokunduğu insanlardan oluşuyordu. Birinin yanında kalıp kalmayacağına tek bir yarışla karar vermiyordu. Bazen bir sürücü birinci geliyor fakat Alfredo defterine yalnızca verdiği kötü bir kararı yazıyordu. Başka biri yarışı kaybediyor ama gece sonunda başka birinin aracını tamir etmek için saatlerce kalıyorsa bu da onun gözünde not edilmeye değerdi. Yetenek, karakter ve öğrenmeye açıklık zaman içerisinde birbirine oturduğunda Alfredo o kişiye daha fazla vakit ayırmaya başlıyor, aracını daha yakından inceliyor ve gelişimini bilinçli biçimde takip ediyordu. Bu yüzden çevresindeki insanlar yalnızca onun arkadaşları değil, kendi gözleminden geçirip potansiyel gördüğü yarışçılardı. Yine de onlara kendisine bağımlı olmalarını öğretmiyordu. Tam tersine birbirlerinden öğrenmelerini ve Alfredo olmadan da problem çözebilmelerini istiyordu.

Midnight Rangers içerisindeki konumu da bu karakterine uygun biçimde gelişti. Ağın merkez noktalarından biri olarak farklı bölgelerden gelen bilgileri, insanları ve bağlantıları görme fırsatına sahipti. Bu bilgileri doğrudan emir vermek için kullanmıyor, kendi gözlemlerini genişletmek için değerlendiriyordu. Hattın içinde Alfredo’ya ulaşılması, çoğu zaman bir kapının açılması anlamına geliyordu fakat son karar her zaman ona ait değildi. Alfredo doğru kişiye ulaşılmasını sağlıyor, güvenilirliği konusunda görüş bildiriyor ve gerektiğinde Los Santos tarafındaki düzeni koordine ediyordu. Bu denge onun için önemliydi; kendisini hattın sahibi gibi göstermek istemiyordu. Kurucu değildi. Fakat yokluğu hissedilen, sözü dikkate alınan ve bağlantıların sağlıklı işlemesi için sorumluluk taşıyan biriydi.

Siyah defter de bütün bu süreçte onun yalnızca başkaları hakkındaki fikirlerini tuttuğu bir eşya olmaktan iyice çıktı. Bazen bir müşterinin aracında karşılaştığı sorunu yazıyor, bazen bir Rangers bağlantısının güvenilirliğiyle ilgili kısa bir not bırakıyor, bazen aylar önce yaptığı tork deneyine geri dönüp yeni bir sonuç ekliyordu. Bazı sayfaların köşelerinde sadece tarihler, bazı yerlerde tek kelimeler, bazı bölümlerde ise uzun açıklamalar bulunuyordu. Düzenli değildi fakat Alfredo için bu düzensizlik anlamlıydı. Defteri açtığında yalnızca bilgi bulmuyordu; kendi düşüncesinin geçmişini de görüyordu. Bu yüzden defteri kaybetmek onun için sıradan bir eşya kaybetmekten çok daha ağır olurdu. Telefonundaki bilgiler geri gelebilirdi. Bir arabanın parçası yeniden bulunabilirdi. Fakat o sayfalarda yıllar boyunca değişen düşüncelerinin izi vardı.

Yıllar önce babası her yarıştan sonra Alfredo’ya neden kazandığını veya neden kaybettiğini anlamayı öğretmişti. Alfredo bunu çocukken yalnızca yarışla ilgili bir ders sanmıştı. Los Santos’taki hayatında ise aslında bütün karakterini o düşüncenin şekillendirdiğini görmeye başladı. Artık her şeyde aynı soruyu arıyordu. Bir insan neden gelişiyordu? Bir otomobil neden aynı güçte olmasına rağmen başka bir ayarda daha iyi çalışıyordu? Bir sürücü neden belirli bir baskı altında sürekli aynı hatayı yapıyordu? Bir kişi neden aylar boyunca yanında kalırken bir diğeri ilk zorlukta ortadan kayboluyordu? Alfredo’nun hayatı cevaplardan çok bu soruların peşinde ilerlemeye başlamıştı. Direksiyon başına hâlâ geçiyordu fakat çoğunlukla yaptığı ayarları hissetmek, bir sürücünün tarif ettiği problemi anlamak veya eski alışkanlığını kısa süreliğine yeniden yaşamak için. Tek gözündeki kayıp onun için artık değiştirilemeyecek bir gerçekti ve bu yüzden kendisini aktif yarışçı olarak yeniden kanıtlama peşinde değildi. Yarışın kenarında olmak ona artık eksiklik gibi gelmiyordu.

Çoğu gece geç saatlere kadar garajda kalıyor, gündüz para kazanmak için tamir ettiği araçların ardından kendi deneyleriyle uğraşıyor veya seçtiği sürücülerin araçlarını inceliyordu. Garaj boşalmaya başladığında siyah kaplı defter çoğu zaman tezgâhın üzerinde açık duruyordu. Bir sayfada müşterinin aracına yapılan bir değişiklik, diğerinde bir yarışçının birkaç ay önceki hatası, sayfanın kenarında ise sonradan aklına gelen bir fikir bulunabiliyordu. Alfredo’nun hayatındaki parçalar artık birbirinden ayrılmıyordu. Garaj onun geçim kaynağıydı, çalışma alanıydı ve yarışçıları tanıdığı yerlerden biriydi. Midnight Rangers dünyadaki bağlantısıydı. Çevresindeki sürücüler ise üzerinde çalıştığı makineler kadar dikkatle gözlemlediği insanlardı. Siyah defter bütün bunları birbirine bağlayan kişisel hafızasıydı.

Roma’da oyuncak arabalarla başlayan hayatı bir dönem Formula 1’in kapısına kadar gelmiş, ardından tek bir gün içerisinde neredeyse tamamen yıkılmıştı. Los Santos ona kaybettiği hayatı geri vermedi; bunun yerine başka bir hayat kurabilmesi için alan açtı. Alfredo burada yeniden yarışmayı denedi, kendi sınırlarını kabul etti, araçlara başka bir gözle bakmayı öğrendi ve zaman içerisinde yarış dünyasında direksiyon başında olmadığı halde etkili olabileceği bir yer buldu. Midnight Rangers içerisinde bir merkez noktası olarak insanların ona güvenmesi, garajında araçlarını bırakanların yaptığı işlere inanması ve potansiyel gördüğü yarışçıların onun eleştirilerini dinlemeye başlaması, bir zamanlar kupalarla ölçtüğü başarı anlayışını tamamen değiştirdi.

Artık Alfredo Beliore kendisini en hızlı yarışçı olarak görmüyordu. En iyi mekanik veya en bilgili mühendis olduğunu da düşünmüyordu. Çoğu insan onu farklı biçimde tanıyabilirdi; bir garaj ustası, eski bir yarışçı, Rangers hattındaki yetkili bir bağlantı veya yarışçıları dikkatle izleyen sessiz bir adam. Alfredo içinse bunların hiçbiri tek başına yeterli bir tanım değildi. İyi gözlem yapabiliyordu ama yanılabiliyordu, insanları doğru okuyabiliyordu ama bazen gereğinden geç güveniyordu, teknik sorunları çözebiliyordu ama zaman zaman kendi fikrine fazla tutunuyordu. Onu değerli yapan şey her zaman doğru olması değil, bir hatayı fark ettiğinde dönüp tekrar bakmasıydı. Bu yüzden yanından hiç ayırmadığı siyah kaplı defter yalnızca başkalarını değerlendirdiği bir yer değildi; Alfredo’nun kendisini de sürekli düzelttiği bir yerdi.

Bir zamanlar pistte herkesin önüne geçmeye çalışan Alfredo artık çoğu gece kenarda duruyor, bir sürücünün ne kadar ileri gidebileceğini anlamaya çalışıyordu. Motor seslerini dinliyor, insanların davranışlarını izliyor, araçların verdiği tepkileri karşılaştırıyor ve gerektiğinde birkaç kelime yazıyordu. Bazen aylar önce yazdığı bir cümlenin yanına yenisini ekliyor, bazen kendi eski fikrine karşı çıkarak sayfanın devamını dolduruyordu. Yıllar içinde çok şey değişmişti ama Alfredo’nun çocukluğundan kalan bir alışkanlık hâlâ aynıydı. Bir yarış bittiğinde onun için asıl soru hiçbir zaman yalnızca kimin kazandığı değildi. Hâlâ durup neden öyle sonuçlandığını düşünüyordu.