Klaus Blade, Almanya’da doğup büyüdü. Çocukluğu Hannover’de geçti. Küçük yaşlardan itibaren kendi başının çaresine bakmayı öğrenmiş, insanlara hemen güvenmek yerine onları zaman içerisinde tanımayı tercih eden biri olmuştu. Fazla konuşmayan, sorunlarını çoğunlukla kendi içinde çözen bir yapısı vardı. Buna rağmen birini gerçekten hayatına aldığında kolay kolay arkasını dönmezdi.
Gençlik yıllarında motosikletlere olan ilgisi giderek arttı. İlk başlarda onun için bu yalnızca bir uğraştı. Boş zamanlarında motorlarla ilgileniyor, fırsat buldukça şehirden uzaklaşıp uzun yollara çıkıyordu. Zaman içerisinde bu hayat tarzı Klaus’ın günlük yaşamının bir parçasına dönüştü.
Aynı dönemlerde hayatına üç kişi girdi.
Dördünün karakteri birbirinden farklıydı. Zaman zaman tartışıyor, bazı konularda birbirlerinin tam tersini düşünüyorlardı. Fakat aralarındaki güven, bütün bu farklılıklardan daha ağır basıyordu. Birkaç yıl içerisinde beraber çıktıkları yolların ve yaşadıkları olayların ardından birbirlerine arkadaş gözüyle bakmayı bırakmışlardı. Ortada kan bağı yoktu fakat Klaus için bunun pek bir önemi de kalmamıştı.
Birlikte motosiklet sürmeleri zaman içerisinde düzenli hâle geldi. Önce hafta sonları yapılan sürüşler, ardından farklı şehirlere yapılan uzun yolculuklar başladı. Gittikleri yerlerde farklı motorcu topluluklarıyla karşılaşıyor, bazılarıyla dostluk kuruyor, bazılarıyla ise sorun yaşıyorlardı.
Bir akşam dört arkadaş yine her zamanki gibi bir araya geldiğinde uzun süredir aralarında konuşulan konu ilk kez ciddi biçimde masaya yatırıldı.
Başka bir kulübün parçası olmak istemiyorlardı.
Kendi masalarının etrafında oturmak, kendi renklerini taşımak ve kendi kurallarını belirlemek istiyorlardı.
Böylece **Die Vier Reiter** doğdu.
İsim, kulübün başlangıcını doğrudan temsil ediyordu: Dört adam, dört motosiklet ve birbirlerine verdikleri söz.
Başlangıçta büyük bir yapılanmaları yoktu. Hannover çevresinde beraber sürüş yapan dört adamdan ibarettiler. Kulübün adı duyulmaya başladıkça çevrelerine yeni insanlar gelmeye başladı. Fakat dördü kulübü kalabalıklaştırmak için önlerine gelen herkesi içeri almak istemiyordu. Die Vier Reiter içerisinde birinin yer edinmesi için önce güven kazanması gerekiyordu.
Klaus da özellikle bu konuda taviz vermeyenlerden biriydi.
Kulüp büyüdükçe beraberinde yeni sorunlar geldi. Artık mesele yalnızca motosiklet sürmek değildi. Kulübün adı, parası, bağlantıları ve başka gruplarla olan ilişkileri vardı. Verilen her kararın bir sonucu olmaya başlamıştı.
Klaus bu dönemde kulübün yükünü en fazla omuzlayan adamlardan biri oldu. Bir üyenin başı derde girdiğinde yanında bulunuyor, kulübün maddi olarak sıkıştığı dönemlerde kendi cebinden para koyuyor, kişisel hayatıyla kulüp arasında seçim yapmak zorunda kaldığında çoğu zaman kulübü tercih ediyordu.
Fakat Die Vier Reiter büyüdükçe düşmanlıkları da büyüdü.
Kulübün başka bir grupla yaşadığı anlaşmazlık, aylar içerisinde kişisel bir meseleye dönüştü. Önce tehditler başladı. Ardından kulübün üyelerinden birine saldırıldı. Karşı taraf geri çekilmek yerine Die Vier Reiter’ın üzerine gelmeye devam ettiğinde mesele artık görmezden gelinebilecek noktayı geçmişti.
Bu süreç Klaus’ın hayatında da bir sınır oluşturdu.
Kulübüne yönelik tehdidin devam edeceğini düşündüğü bir gecede meseleyi kendi üzerine aldı. Yaşanan hesaplaşma bir adamın ölümüyle sonuçlandı.
Klaus bunun ardından hiçbir zaman yaptığı şeyi bir başarı hikâyesi gibi anlatmadı. O geceyi bilenler zaten biliyordu. Bilmeyenlere anlatılması için de bir sebep görmüyordu. Fakat kulüp içerisinde Klaus’ın onlar için ne kadar ileri gidebildiği artık tartışılmıyordu.
Sonraki yıllarda da Die Vier Reiter için benzer şekilde sorumluluk almaya devam etti. Bazen bunun bedeli para oldu, bazen özgürlüğünü riske atmak, bazen de kendi hayatından vazgeçmek zorunda kaldığı şeyler.
Kulüp içerisinde bunların karşılığı olarak Klaus’a **Man of Mayhem patchi** verildi. Klaus için bu, sergilenmesi gereken bir ödülden ziyade geçmişinde kulüp adına aldığı kararların küçük bir işaretiydi.
Asıl önemli olan Die Vier Reiter’ın artık dört kişinin kurduğu küçük bir arkadaş grubundan çok daha fazlası hâline gelmiş olmasıydı.
Klaus, kulübün ilk gününü hâlâ hatırlıyordu. Aynı masanın etrafında oturan dört adamın önünde ne para vardı ne büyük bağlantılar ne de arkalarında onlarca üye.
Sadece birbirleri vardı.
Aradan geçen yıllar içerisinde birçok şey değişmişti. İnsanlar gelmiş, insanlar gitmiş, dostluklar kurulmuş ve düşmanlıklar edinilmişti.
Fakat Klaus için değişmeyen tek şey, o masada başlayan kardeşlikti.
**Die Vier Reiter onun için bir kulüpten çok, kendi elleriyle kurduğu ailesiydi.**
Karakter Hikâyesi
